9 Kasım 2023 Perşembe

Depremde 9. Ay


 

Herkesin bildiği üzere 06 Şubat 2023’te deprem oldu. Bu deprem için tüm Deprem Bilimciler ve Medya Kuruluşları asrın felaketi dediler. Depremin merkez üsleri Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri idi. Büyüklükleri: 7.7 ve 7.8 idi. 11 Şehir yerle bir oldu ve hayatlar bitti, hayaller yok oldu. 15 gün sonra Hatay da 6.4 büyüklüğünde bir deprem daha oldu. Bu 11 şehirden biri olan  Hatay da ben de yaşıyorum. Hatay’a 4 gün ile 10 gün arasında ne AFAD ne de Kızılay yardıma geldi. Günlerce insanların bir kısmı enkaz altında kurtarılmayı bekledi, bir kısmı da sokaklar da ve caddeler de aç ve susuz bir şekilde, dondurucu soğukta yardım bekledi ama kimse gelmedi. 9 ay geçti değişen bir şey oldu mu? Hayır! Hâlen Hatay kaldırılmayı bekleyen enkaz yıkıntılarıyla dolu, hâlen insanlar çadırlar da kalıyor ama çadırlar hem su altında kalıyor hem de temiz değil, hâlen su şebekeleri aktif değil, hâlen içme suyu için insanlar sıra bekliyor ve hâlen tam teşekküllü bir hastane yok. 9 ay geçmesine rağmen biz depremzedeler deprem anını asla unutamıyoruz ve en önemlisi hala oluşan psikolojik sarsıntılarımızı gidermeye çalışıyoruz.
En trajedik olay ise 275. Gün de yıkılan bir binanın temelinde hala ceset çıkıyor.

Ben bunları anlatıyorum çünkü Hatay halkı acılar ve zorluklar içinde hayatta kalma mücadelesi verirken yapayalnızdı. Şu anda acılarla, zorluklarla ve içlerinde büyüttükleri umutla yeniden yaşamaya çalışıyorlar ama bir grup güruh bize iyilik ediyorlarmışçasına bizim günlerce altında kaldığımız enkazlara girip sanki onlar mahsur kalmışlar gibi yardım çığlıkları atıyorlar ve sonra beş dakika sonra kurtarma operasyonu yapıyorlar. Buna da film diyorlar!


Filmin adı: “Şahsi Meselemiz” Atatürk’ün sözünü böylesine iğrenç bir davranışa dâhil etmelerine ayrıca öfkelendim. Böyle bir film çekme kararı aldığınız da hiç düşünmediniz mi oradaki insanların çok büyük bir felaket yaşadıklarını ve yapmasak mı diye hiç düşünmediniz mi gerçekten? Depremden 9 ay geçmesine rağmen insanlar hala kâbus görüyor, siz gelmiş asla unutamayacakları o felaket anını canlandırıyorsunuz ve yaşanılan zorluğu basitleştiriyorsunuz. Bu sizin yaptığınız depremzedelere destek olmak değil, köstek olmaktır.

Üsküdar Yapım topla ekipmanlarını ve arkadaşlarını git Hatay’dan. Bizim acılarımız satılık değil!

13 Nisan 2023 Perşembe

Umut ve Yaşam

 

 

 

Çok uzun aralıklarla buraya yazmadığımın farkındayım. Neden daha sık yazmıyorsun? diye sorsanız size bir neden bulamam. Bugün bu yazıyı yazmamı sağlayan yukarıdaki gördüğünüz fotoğraf. Fotoğraftaki duvara asılı olan çerçeve Antakya’daki evimde odama astığım ve yatağımın tam karşısında duran çerçeve. Depremden iki ay sonra bu fotoğrafı bana çocukluk arkadaşım gönderdi. Eşyalarını toplamak için evine gelen eşi, bizim evin de son durumunu merak ettiği için geçtiğinde bu kadar büyük sarsıntılara rağmen duvardan düşmemiş olan bu çerçeveyi görüyor ve hayrete düşerek, umudun simgesi olarak fotoğrafı çekip arkadaşıma göndermiş. Fotoğrafı gördüğümde önce duvarın çatlaklığı beni korkuttu ve sağsalim çıkabildiğimiz için dua ettim sonra düşmemiş olmasına ben de çok şaşırdım. Uzunca bir süre bakmaya devam ettim, baktığım her saniye hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığını, olmayacağını anlamamı sağlıyordu tam umutsuzluğa kapılacakken çerçevenin içindeki posterde yazan yazı gözüme ilişti ve yeni bir başlangıç için umut oldu.

“Hayattaki en iyi şeylerden biri de bu. Yaşanacak daha bir sürü bahar var.”
ANNE SHIRLEY

28 Ocak 2022 Cuma

Dosttan Öte


Dosttan Öte


        Kilometrelerce uzaklıktan hiç bilmedikleri bir ülkeye kimi çalışma kimi okuma hayaliyle gelen dört kız arkadaş bölük pörçük türkçeleriyle tuttukları pansiyon odasında kargaşalı bir sabaha uyanmışlardı.
 

        Gece vardiyasından dönen Angel eve girdiğinde Emma ile Sofia'nın uyandıklarını anladı, onlara Mary'i sordu fakat aldığı cevap homurdanmaktan başka bir şey değildi. Dağınık odanın içinde Mary'nin hala yatağında yatmış olduğunu fark etti ve hemen yanına koştu. Çünkü Mary aralarında en erken uyanan ve en hareketlisiydi. Yanına gelip diz çöktüğünde elindeki pazar torbalarını hala bırakmadığını fark etti ve torbaları yere bırakıp Mary'nin ateşini kontrol etmek için eliyle alnına dokunduğunda ateş gibiydi. Telaşa kapılan Angel "Damn it!" diyerek Sofia ile Emma'ya seslendi. Fakat hiçbirinden herhangi bir tepki almayınca önce tuvaletin sonra da banyonun kapısını yumrukladı, iki saniye sonra her iki kapı da telaşla açıldı. Emma kulağında kulaklık, ağzında diş fırçasıyla Angel'a şaşkın gözlerle bakıyordu. Sofia ise banyo kapısında durdu ve sinirle "Ne oluyor? Neden kapıyı bu şekilde çalıyorsun Angel!" diye bağırdı. Angel tuvalete girip lavabonun yanında asılı duran havluyu, soğuk su musluğunu açarak ıslattı. Mary'nin alnına soğuk havluyu koyduğunda Mary'den hafif bir inilti sesi geldi. Angel arkadaşının iniltilerini duyunca Emma ile Sofia'ya bakarak "Mary'yi hastaneye götürmeliyiz" diyerek onlardan arkadaşlarını birlikte taşımalarını istedi Fakat Sofia heyecanla "Nein! Nein! Hastane olmaz! Hastane kötü, pis nein!" diyerek bu fikre karşı çıktı. Angel Sofia'ya baktı, gözleri korku ve endişeyle parlıyordu. Bu durumu fark eden Angel hemen ayağa kalkıp Sofia'nın yanına gitti ve yanaklarını ellerinin arasına alarak Sofia'nın ona odaklanmasını sağladı, göz göze geldiklerindeyse "Sofiaaa, Sofiaaaa beni iyi dinle! Mary'yi hastaneye alırsak, baban gibi hastanede ona kötü davranmayacaklar ve Mary orada ölmeyecek. Duyuyor musun beni? Sofia!" diyerek arkadaşını sakinleştirdi. Sofia da gözünden izinsiz akan yaşı silerek Angel'ı onaylayarak başını salladı ve sonra sarıldılar. Bir süre öylece kaldılar...


        Emma endişeyle ve titreyen sesini bastırmaya çalışarak konuşmaya başladı: "Angel..., Mary sayıklamaya başladı. Artık bir karar vermeliyiz". Emma'nın konuşmasıyla birlikte Angel ile Sofia sarılmaya son verdiler. Angel gözyaşlarını silerek ve kendinden emin bir şekilde "Sofia, sen hemen üstünü giyin. Emma sen de aşağıdaki taksi durağından taksi çağır." dedi. Emma tam kapıdan çıkacakken Angel'a dönerek fısıltıyla "Angel... Taksi çok tutar, ambulans mı çağırsak?" diye sordu. Angel, başıyla perde arkasında giyinmekte olan arkadaşını işaret ederek "Hayır olmaz! Onun bu korkuyu tekrar yaşamasına izin veremeyiz. Günün sonunda çift vardiya işe gitmem gerekse de olmaz." diye cevap verdi. Emma hüzünle "Haklısın. babasının ölümden sonra ambulans görmeye dayanamıyor." diyerek taksi durağına gitmek üzere evden çıktı. Angel çantasından cüzdanını çıkarıp paralarını saydı. Paraları olmadığını görüp canı sıkılan Angel başını yatağa dayayarak düşünmeye başladı. Onu uzaktan izleyen Sofia, arkadaşının bu haline dayanamayıp cüzdanındaki tüm parayı alarak yanına gitti ve başını kaldırması için omzuna dokundu: "Mary sadece senin sorumluluğunda değil. Ailelerimizden ayrılıp buralara gelirken birbirimize bir söz vermiştik, hatırlıyor musun?" deyip yanına oturdu. Angel gülümseyip kafasını salladı ve arkadaşından aldığı parayı kendi parasının üstüne koyarak cüzdanına yerleştirdi. Sofia'ya dönerek "Emma gelmek üzeredir, hadi Mary'yi kucaklayıp aşağı indirelim" dedi. O sırada Emma kapıda belirdi. Emma, Sofia ile Angel'ı Mary'nin üzerine eğilmiş görünce korkuyla "Taksi aşağıda bekliyor! Yoksa öldü mü?" diyerek yanlarına koştu. Sofia kızgınlıkla Emma'ya bakarak "Nein dumm! Ölmedi. Kucaklayıp taksiye indirmeye çalışıyoruz... Orada durup konuşacağına gel yardım et!" diye bağırdı.


        Kısa boylu, zayıf ve güçsüz Emma; uzun boylu, dolgun vücutlu Mary’i taşımak için Angel'ı iterek Mary'nin sol tarafına geçti, hasta arkadaşının kolunu kendi boynuna doladı, ardından sağ tarafta duran Sofia'ya bakarak "Hadi! Sen de aynı şekilde tut da kaldıralım" diyerek kendi tarafından arkadaşını kaldırmaya çalıştı. Fakat arkadaşını kıpırdatamadı. Angel Emma'ya tatlı bir gülümsemeyle "My beauty, Mary'yi taksiye biz götürürüz sen de çantalarımızı alıp kapıyı kilitlersin." diyerek Emma'nın omzunu okşadı. Emma sevgiyle gülümseyip Angel'ı onaylayarak başını salladı ve arkadaşını bırakarak çantaları toplayıp, kapıyı kilitlemek üzere arkadaşlarının Mary'yi taksiye indirmelerini bekledi. Sofia ile Angel her iki taraftan arkadaşlarını kucaklayıp taksiye indirmek üzere kaldırdılar; fakat Mary o kadar ağırdı ki sürüklemek zorunda kaldılar. Arkadaşlarının oldukça zorlandığını gören Sofia hasta haliyle: "Keşke ambulans çağırsaydık hem bu kadar yorulmazdık hem de taksi ücreti koymak zorunda kalmazdık" dedi. Bunun üzerine, arka koltukta aralarına Mary'yi alıp oturan Emma ile Angel birbirlerine bakıp gülümsediler. Taksici önce Sofia'ya sonra da Mary'ye ve diğer iki kıza bakıp konuşmaya başladı "Bakın! Bu kız gerçekten hasta mı yoksa başka bir durum mu var? Sonra sizin yüzünüzden başım belaya girmesin." deyip aklı başında olduğunu düşündüğü Angel'a baktı. Angel güven veren gülümsemesiyle "Gerçekten arkadaşımız hasta ve inanın sizin düşündüğünüz gibi bir durum yok." diyerek güvenilir kişiler olduklarına dair Taksici'yi ikna etmeye çalıştı. Taksici bir kez daha dördüne baktı sonra da önüne dönüp yola koyuldu. Hastanenin önüne geldiklerinde Angel göz ucuyla taksimetreye bakıp derin bir nefes aldı çünkü taksi ücreti sandığı kadar çok tutmamıştı. Angel cüzdanından taksi ücretini çıkarırken Sofia da hastane personelinden arabaya sedye getirmelerini istemek üzere  hastanenin acil servisine koştu. Birkaç dakika sonra Sofia sedye ve iki hastane personeli ile geldi. Angel elinde tuttuğu ücreti taksiciye uzattı, taksici mahcup bir gülümsemeyle "Geçmiş olsun" diyerek parayı aldı ve uzaklaştı. Onları kısa boylu, zayıf, yeşil gözlü bir hemşire karşıladı. Güven veren gülümsemeyle "Geçmiş olsun" diyerek hastanın ateşini ölçtü ve sonra doktoru çağırmak üzere odadan çıktı. Doktor gelir gelmez hastayı muayene etti. Doktor muayenesini bitirip Angel'a dönerek "Geçmiş olsun. Arkadaşınızla ilgili korkulacak bir şey yok! Ateşinin düşmesi için serum takılacak, ateşi düştükten sonra kendine gelecektir. Sonra eve gidebilirsiniz. Şimdi reçeteye birkaç ilaç yazacağım." diyerek odadan ayrıldı. Sofia eczaneden ilaçları almak üzere dışarı çıktı, birkaç dakika sonra geri döndüğünde Mary uyanmıştı. Angel neşeyle gülerek Sofia'ya "Sofia bak, Mary uyandı. Eve gitmek için seni bekledik." dedi. Sofia da aynı neşeyle "Harika! Ben de ilaçları aldım. Artık evimize gidebiliriz" diyerek cevapladı. Mary "Ama taksiye gerek yok, otobüsle geri dönebiliriz." dedi. Angel paralarının bittiğini hatırlayıp arkadaşının istediğini kabul etmek zorunda kaldı. Eve döndüklerinde Mary yer yatağına doğru yürüdü fakat arkadaşları onu tuttu ve bundan sonra yatağının yanındaki karyolalı yatakta yatacağını söyleyip kendisini orada yatırdılar. Mary uyumaya geçmeden önce arkadaşlarına sevgiyle gülümseyerek "Sizi çok seviyorum. Her şey için çok teşekkür ederim." Dedi. Arkadaşları aynı anda "Biz de seni çok seviyoruz." diyerek Mary'ye sarıldılar. Üç arkadaş, gün sonunda, bir zamanlar Mary ile yer kavgasına girerek çok gereksiz bir şey yaptıklarının farkına vardılar.

Deniz Doğru

4 Eylül 2020 Cuma

Zor mudur Hayat

 



Çok zor
Hayat çok zor
Kimisi için sağlık açısından çok zor
Kimisi için yoksulluk açısından çok zor
Kimisi için ise her ikisinden dolayı çok zor
Çok zor
Hayat çok zor
Unutmak çok zor
Güvenmek çok zor
Sağlığı bulmak çok zor
Sevmek ve sevilmek çok zor
Çok zor, çok zor
Hayatta kalmak çok zor

Deniz DOĞRU

12 Mayıs 2020 Salı

Dünya Hemşireler Günü






Bu gün çok özel ve önemli bir gün çünkü bugün Dünya Hemşireler Günü

Bu yazıyla hayatımdaki tüm hemşirelerin Hemşireler Gününü Kutlar ve bana gösterdikleri sabır ve emek için çok teşekkür ederim. 🙏
İyi ki varsınız.
Dualarım hep sizinle.
Allah'a emanet olun.

Bu zamana kadar birçok hemşire hayatıma dokundu. İşini severek yapan da vardı, isteksiz yapan da vardı. Kimi çok neşeliydi, kimi sessiz sakin, kimi mesafeli ama espiriliydi, kimi sevgi dolu ve merhametliydi, kimi sert ve otoriterdi ama bilirdim ki çok iyi biri.

Yoğun bakım ünitesinde üç aylık tedavi gördüğüm dönemde henüz 13,5 yaşındaydım. Orası bana çok değişik gelmişti. Tanımadığım yüzler, bilmediğim sesler, bilmediğim tıp terimleri. Yeni insanlarla tanışmayı ve yeni bilgiler edinmeyi seven biri olduğumdan dolayı hiç korkmamıştım.


Bazen uyuyordum, uyumadığım zamanlarda sessizce etrafı izliyor ve sesleri dinliyordum tabii bolca da hayal kuruyordum.

Tedavim bittiğinde haneme birçok abi-abla ve bir sürü tıp bilgisi ve terimleri toplayıp taburcu olmuştum.

Eve geldiğimde artık eski Deniz değildim, büyümüştüm, bunu hissediyordum. Beni hayatta tutmaya yaracak bir sürü cihazım ve nefes almamı kolaylaştıran bir şey (Trakeostomi) boynuma bağlıydı.

Ve yıllar sonra cihazımın pilinin bozulması nedeniyle üç günlük başka bir yoğun bakım ünitesini ziyaret etmek zorunda kaldım ve üç günün sonunda yine haneme abi-abla ama bu kez ek olarak arkadaşlar da toplayıp taburcu oldum.

Yoğun bakım ünitelerine girmeden önce çok az arkadaşım vardı 🙂 çıktıktan sonra birçok arkadaşım oldu. (Sadece yoğun bakım ünitesindeki hemşireler değil tüm hastanedeki hemşireler beni tanımıştı)
Bu nedenle bu cümleyi "her şerde bir hayır vardır." Çok doğru buluyor ve seviyorum.

Son olarak tüm hemşirelerin Dünya Hemşireler Gününü kutlar ve bu zorlu dönemde gösterdikleri sabır ve emek için çok teşekkür ederim.
Allah sizi korusun ve sevdiklerinize bağışlasın 🙏💐❤️

10 Mayıs 2020 Pazar

Anneler Günü





Ben, Deniz DOĞRU. 1996, Hatay Antakya doğumluyum.
13,5 yaşıma kadar yalnızca bedensel engelliydim, 13,5 yaşımda sonra yaşadığım solunum sıkıntısı nedeniyle üç ay yoğun bakımda tedavi görmek zorunda kaldım ve üç ayın sonunda trakeostomili olarak taburcu oldum. On yıldır trakeostomili ve oturma yetisini kaybetmiş bir engelliyim. Kendimi tanıttığıma göre artık yazıma başlayabilirim.


Anne deyince aklıma azimli, sevgi dolu, hastalansa bile yataklara düşmeyen, her koşulda evini çekip çeviren ailesini koruyup kollayan, güçlü melek annelerimiz geliyor.

Bu yazı Anneme teşekkür niteliğindedir.

Anne

Sen olmasaydın Anne
Kulaklarımı deldirmenin mutluluğunu yaşayamazdım.

Sen olmasaydın Anne
Halk otobüsüne binmenin heyecanını yaşayamazdım.

Sen olmasaydın Anne
Okula gitmeden okuma ve yazmayı öğrenemezdim.

Sen olmasaydın Anne
Sokakta arkadaşlarımla oyun oynayamazdım.

Sen olmasaydın Anne
Sarma sarmanın nasıl bir duygu olduğunu bilemezdim.

Sen olmasaydın Anne
Çarşı curcunasını ve kokusunu bilemezdim.

Sen olmasaydın Anne
Avm kültürünü bilemezdim.

Sen olmasaydın Anne
Sinema salonunda film izlemenin keyfini tadamazdım.

Sen olmasaydın Anne
Konsere gitmenin verdiği heyecanı yaşayamazdım.

Sen olmasaydın Anne
Oturma yetimi kaybettikten sonra tekrardan bilgisayar kullanamazdım.

Sen olmasaydın Anne
Oturma yetimi kaybettikten sonra yeniden tekerlekli sandalyede oturma duygusunu yaşayamazdım. (tam oturamıyorum ama o duygu yeter)

Sen olmasaydın Anne
O yoğun bakım odasından çıkamazdım.

Sen olmasaydın Anne
Yoğun bakımdan sonra bu zamana kadar hayatta kalamazdım.

Sen olmasaydın Anne
Ben olmazdım canım annem.

İyi ki benim Annemsin.
Her şey için çok teşekkür ederim Annem.
Anneler Günün Kutlu Olsun Melek Annem.
Seni çok seviyorum Biriciğim.