31 Ağustos 2015 Pazartesi

FıKRA

Törenden Sonra
İhtiyar bir cimri ölüm döşeğinde yatmakta ve uzun süre yaşayamayacağını iyi bilmektedir. Oğullarından birini yanına çağırır ve rica eder: 
“Mutfaktan çilekli turta kokusu almaktayım. Annen çilekli turtaya bayıldığımı iyi bilir. Son bir kez arzumu yerine getirmekle meşgul. Gidip bana biraz getirir misin?” 
Oğlan mutfağa sıvışır ve biraz sonra gülmekten katılarak gelir: 
“Annem, turta cenaze töreninden sonra yenilecek dedi.”

Hikaye ;)

Tuz ve Su

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi.
Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.
 - ‘Tadı nasıl?’ diye soran yaşlı adama öfkeyle:
- ‘Acı’ diye cevap verdi. Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:
- ‘Tadı nasıl?’ ‘Ferahlatıcı’ diye cevap verdi genç çırak.
- ‘Tuzun tadını aldın mı?’ diye sordu yaşlı adam, ‘Hayır’ diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:

- ‘Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.’

30 Ağustos 2015 Pazar

Şiir Zamanı :)

BİR ŞEYİN ADI 
Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.
ÖZDEMİR ASAF

Günün Sözü

Uluönder Mustafa Kemal Atatürk'ü Saygı ve Minnetle Anıyorum
30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun 

28 Ağustos 2015 Cuma

Hikaye Zamani

EN BÜYÜK HAZİNE İLİM
Zamanın bir vaktinde Fars diyarında dul bir kadın varmış. Bu kadın, öleceğini hissedince biricik oğlunu yanına çağırarak ona, “İyi dinle evladım! Oldukça fakir olduğumuzdan çok sıkıntı çektik. Sana bir kitap bırakıyorum. Bu kitaptaki talimatları uygularsan çok zengin olacaksın.” demiş. Annesi vefat ettikten sonra çocuk, o kitabı okumaya başlamış. Kitabın baş kısmında, “Hazineye ulaşmak için sayfa atlamadan okuyunuz. Eğer bir sayfa dahi atlarsanız hazineye erişemezsiniz.” yazıyormuş. Kitapta Arapça metinler varmış. Genç, başkaları da bu sırrı öğrenip hazineye sahip olmalarından korktuğu için metni tercüme ettirmek yerine Arapça öğrenmeye başlamış. Sonunda Arapça bir metni mükemmel şekilde okuyacak hale gelmiş. Fakat bir noktadan sonra kitap Çince devam ediyormuş. Sonra da başka lisanlar geliyormuş. Genç adam, azimle ve sabırla bu dillerin hepsini öğrenmiş. Bir süre sonra da başkentin en iyi tercümanlarından birisi olmuş. Kitabın ilerleyen sayfalarında hazinenin nasıl idare edileceğine dair talimatlar varmış. Genç adam, bu sefer de iktisat ve ticaret öğrenmiş; ayrıca hazineyi bir kere ele geçirdikten sonra dolandırılmamak için kıymetli şeylerin değerlerini de belirlemeyi öğrenmiş. Çok lisan bilen ve maliyeden iyi anlayan biri olarak şöhreti sultana kadar ulaşmış. Sultan, onu devletinin genel valisi olarak tayin etmiş. Kitabın sonlarına doğru eserde daha teknik bilgiler yer alıyor; büyük taş kapılar açılırken büyük taş kütleler nasıl çıkartılır, yol yapımında yolları düzlemek için dolambaçlı yerler nasıl doldurulur ve buna benzer konular anlatılıyormuş. Bu sırları hiç kimseyle paylaşmayı düşünmeyen ve dolayısıyla hiç kimseden yardım almayan o dul kadının oğlu, böylece bilge ve sayılan bir kişi olmuş. Daha sonra mühendislik ve şehir planlamacılığı çalışmış. Nihayet kültürünü ve bilgisini çok takdir eden sultan, onu vekili ve sarayın mimarı atamış. Derken sonunda vezirliğe yükselmiş. Genç, sonunda son sayfaya gelmiş. Bu son sayfayı okuyacağı gün, padişahın kızı ile evlenecekmiş. Delikanlı, son yaprağı çevirip şu son cümleyi okumuş;

Resimli Söz


Günün Sözü

Dostluk; Unutulmayacak kadar güzel ve sadece ender insanlarla yaşanacak kadar özeldir.

27 Ağustos 2015 Perşembe

Günün Sözü

Bir insan en çok kimin yanında susuyorsa, aslında en çok onunla konuşmak istiyordur.

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Hikaye Zamani

TELESEKRETER MESAJI
Kaliforniya’daki ‘Pacific Palisades’ adlı okulda okuyan çocukların velileri, bütün okulu ve öğretmenleri dava ediyor; çünkü bütün dönem boyunca 15 ile 30 gün arasında devamsızlık yaptıkları halde çocuklarının derslerden kalmalarını kabul etmiyorlar. Velilerin neredeyse tehdide varan itirazlarıyla baş edemeyen okul yönetimi, en sonunda telesekreter mesajını aşağıdaki şekilde değiştiriyor ve ‘Yılın Telesekreter Mesajı’ ödülünü kazanıyor.
‘Merhaba! Pacific Palisades’e hoşgeldiniz. Bu bir otomatik mesajdır. Lütfen seçenekleri tek tek dinleyerek istediğiniz departmanla ilgili tuşa basınız.
Çocuğunuzun neden devamsızlık yaptığı konusunda yalan söylemek için 1’e…
Çocuğunuzun neden ödevlerim yapmadığı konusunda yalan söylemek için 2’ ye…
Bizim hangi konularda işe yaramadığımızı belirtmek için 3 e…
Evinize gönderilen ve alıcı imzanız üzerinde olduğu halde almadığınızı iddia ettiğiniz uyarı mektupları için 4’ e…
Müdür ve diğer yetkililere küfür etmek için 5 e… Çocuğunuzu her sabah en az 10 dakika bekleyen okul otobüsü hakkındaki şikâyetleriniz için 6’ya…
Süper kabiliyetli mükemmel çocuğunuzun beceriksiz öğretmeninden yakınmak için 7’ ye…
Bıraksanız bütün okulu yiyecek çocuğunuzun yetersiz bulduğu okul mönüsünden şikâyet etmek için 8!e basınız...
Çocuğunuzun gerçek bir dünyada yaşadığının farkındaysanız ve sorumluluk almayı öğrenmesini istiyorsanız, bunun için de ona verilen ödevleri zamanında ve tam olarak yapmasının çok önemli olduğuna inanıyorsanız, ayrıca eğitimin ilk önce ailede başladığının bilincinde olmanız dileğiyle…
Lütfen telefonunuzu kapatmayı unutmayın…
İyi günler… ’

Resimli Söz


Şiir Zamani


BENDEN SONRA MUTLULUK
Bunca yıl yaşadım
Elime ne geçtiyse yitirdim
Biraz daha yaşayacağım
Yalnız bir şey biriktirdim

Bir bakış, bir görüş, bir duyu, bir düşünce
Belki aç kalacağım

Suçlanacağım ölünce
Biraz yazdım, artık hep yazacağım

Hüzünden baş alamadım
Görünce.

ÖZDEMİR ASAF

Günün Sözü

Arkadaşlık ağaca benzer, kurudu mu yeşermez artık. 

25 Ağustos 2015 Salı

Hikaye Zamani

SENDE ÇOCUK, BENDE KUYRUK ACISI OLDUKÇA

Eski zamanda bir beldede fakir bir adam varmış. O kadar fakirmiş ki köyün çobanı bile ondan zenginmiş. Bir gün dağda oduna giderken sıcaktan bunalmış vaziyette ağzını ayırmış sanki «Su! Su!» diye bağıran bir yılan görmüş. Adamcağız kendi kendine yılanı sulaması lâzım geldiğini düşünmüş. Araya araya bir miktar su bularak yılanın üzerine dökmüş. Yılan da hakikaten susuzluktan yanmakta olduğundan adamın döktüğü suyu büyük bir zevkle yalamaya başlamış ve adamdan memnun olduğunu belirten bir tavırla oradan çekilip gitmiş.
Birkaç gün sonra, adam yine ormana gittiğinde yılanı görmüş, yılan da adamı görünce boynunu bir tarafa kıvırarak:
— Ne yapayım ben? der gibi çekip gitmiş…
Fakat adam dağdaki işini bitirip de evine dönerken yine yılanla karşılaşmış. Fakat bu sefer yılanın ağzında bir altın varmış, adamı görünce oraya, adamın geçeceği yola bırakıp çekip gitmiş. Adam da altını alarak eve gelmiş, ikinci gün yılandan memnun olduğu için sevinçle bir kaba süt doldurarak yılanı gördüğü yere varmış ki yılan yine ağzında bir altınla adamı bekliyor. Adam sütü bir yere bırakmış yılan da hemen ağzındaki altını bırakarak süte koşmuş. Adam da altını alarak geri dönmüş ve arkadaşlık başlamış. Yani adamdan süt, yılandan altın…
Derken adam zengin olup hacca gitmeye karar vermiş, oğluna da meseleyi uzun uzun anlatarak her gün bir şişe süt götürüp altım almasını söylemiş.
Adam hacca gittikten sonra çocuk, bir gün sütü götürmüş altını almış, ikinci gün, ben demiş her gün süt getireceğime yılanı takip eder altının yerini öğrenir onu öldürürüm. Ondan sonra da altınların tamamını alır yılana süt getirmekten kurtulurum, demiş. Hakikaten ikinci gün sütü getirip altını aldıktan sonra, gitmeyip yılanı beklemiş, yılan sütü içip giderken de yılanı sessizce takip etmeye başlamış. Yılan tam deliğine başını sokmuş, kuyruğunu da çekeceği zaman çocuk elindeki balta ile yılanın kuyruğunu kesmiş. Fakat yılan can havliyle çıkarak Çocuğu sokup öldürmüş ve deliğine geri girmiş ama ölmemiş.
Adam hacdan gelip durumu öğrenmiş ama yine de yılana minnettar olduğu için süt götürmeyi ihmal etmemiş. Bir gün sütü götürdüğünde yılana:
— Kabahat bizim çocukta, ben sana süt getirmeye devam edeyim, sen de bana altın getirmeye devam et! dediğinde yılan getirilen sütü içip lisanı haliyle şöyle demiş
— Arkadaş, bu zamana kadar böyle devam ettik. Fakat bende kuyruk, sende de çocuk acısı olduğu müddetçe biz dost olamayız. En iyisi sen rızkını, ben de rızkımı başka yerden arayalım, deyip çekip gitmiş.
İşte meşhur darb-i mesel böyle vuku bulmuş.

Resimli Söz

***

Günün Sözü

Evet kelimeler biter bazen ne diyeceğini bilemezsin. Ve susarsın o suskunluk her şeyi anlatır aslında...

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Hikaye Zamani

Zehirli Ekmek

Sık sık evinin kapısını çalıp bir şeyler dilenen kadından bıkıp, oldukça rahatsız olan evin hanımı, bir gün yine aynı dilenci kapısını çaldığında ondan kurtulmaya karar verir. Dilenciye biraz beklemesini söyleyip mutfaktan bir ekmek alır ve ortasından yararak arasına peynir, zeytin yerleştirir. Tabii bu arada arasına haşarat öldürmede kullandığı kuvvetli zehirden dökmeyi de ihmal etmez.
Dışarıya çıkıp ekmeği dilenciye uzattığında, kadın "Allah razı olsun deyip evden ayrılır.
İyice acıkan kadın bir caminin avlusunda biraz önce kendisine verilen ekmeği çıkarıp tam yiyeceği esnada elini yüzünü yıkamakta olan bir askerin kendisine baktığını görür. Askerin halinden, yoldan geldiği ve yorgunluğu anlaşılmaktadır.
Dilenci, askerin bakışlarından onun aç olduğunu ve sanki “Biraz da bana ver.” Manasını çıkarmıştır. Gencin haline acıyan kadın ekmeğin hepsini askere buyur eder ve oradan uzaklaşır.
    Dilenci kadının verdiği ekmeği iştahla yiyen asker, çok geçmeden acıyla kıvranmaya başlar.Bir müddet sonra camiye gelen cemaat yerde kıvranan gencin kimin nesi olduğunu sorup öğrendikten sonra alıp evine götürürler.
    Evin hanımı, aylardır binbir ümitle terhisini beklediği yeni terhis olmuş oğlunu perişan vaziyette karşısında görünce çırpınmaya, dövünmeye başlar. Biraz zaman geçip de sakinleşen kadın, oğluna ne olduğunu, niçin kıvrandığını sorup öğrenmeye çalışır.
    Delikanlı biraz önce cami avlusunda bir dilenci kadının kendisine ekmek verdiğini, onu yedikten sonra bu hale geldiğini söyleyince kadın ona verdiği ekmeği hatırlar ve başından aşağıya kaynar sular dökülür.
    “Ben ne yaptım?” diye dövünmeye başlar ama iş işten geçmiştir. Arslan gibi delikanlı oracıkta hayata gözlerini yumar.

Resimli Söz

:)

Günün Sözü

“Hayatın çeşitli güçlüklerine karşı üç şey hediye edilmiştir; ümit, uyku ve gülmek.”

23 Ağustos 2015 Pazar

Hikaye Zamani

Mutluluk
Kıyafetlerinden hayli varlıklı bir aileden geldiği belli küçük kız, avucundaki para destesini sımsıkı tutarak rafları inceliyordu. Burası kentin en büyük oyuncak mağazasıydı. Aranan her şeyin bulunduğu, bitmez tükenmez raf koridorlarının bulunduğu mağazalardan biri.
Rafların arasında öylece gezinirken, reyonların birinde kalakaldı. Muhteşem bir bebekti bu. Dünya güzeli yüzlü ve ipek kadife elbiseli muhteşem bir bebek. Babasına döndü, bebeği işaret etti.
“Avucumdaki para yeter mi?”
Babası başı ile ‘evet dercesine olumlu bir hareket yaptı. Bebeği kucakladı ve koridoru takip ederek, kasaya doğru yürüdü. Tam bu sırada tıpkı kendisi gibi, babası ile alışverişe çıkmış bir küçük çocuk gördü. Kısa pantolonluydu, gömleği iyice eskimişti.
Çocuğun elinde birkaç dolar vardı. Raftaki oyunlardan birinin önünde heyecanla durdu.
“İşte istediğim bu baba!” diye çığlık attı, avucunu gösterdi.
“Yeter mi?”
Babasının gözleri önüne doğru eğilirken, başı yetmez* işareti verdi. Çocuk, avucundaki paraya baktı. Oyunu rafa yerine koydu. Babasının elini tuttu ve koridorun ucuna doğru yürüdü, boyama kitaplarının olduğu rafa.
Küçük kız kucağındaki bebeğe bir daha baktı. Sonra çocuğun seçtiği oyuncağa döndü. Bebeği götürüp yerine koydu. Oyuncağı eline aldı.
“Yeteri kadar param var mı baba?” dedi.
Babası yine ‘evet’ dercesine başını salladı.
Kasaya gittiler, parayı ödediler. Küçük kız, kasadaki adama bir şeyler fısıldadı. Kız ve babası, geriye çekilip beklemeye başladılar. Az sonra oğlan ve babası, ellerinde bir boyama kitabı ile kasaya geldiler. Kasiyer:
“Kutlarım sizi,” dedi heyecanla. “Bugün bininci müşteri olarak bir armağan kazandınız.”
Oyun kutusunu küçük çocuğa uzattı.
“Harika!” diye çığlık attı çocuk. “Baba, bu benim en çok istediğim şeydi, biliyorsun.”
Baba oğul, sevinç içinde dükkanı terk ederken, içeride kalan baba:
“Ne kadar cömertsin kızım, sana bunu yapma kararım verdiren ne?” dedi.
“Baba, annemle birlikte bana bu parayı verdikten sonra, ‘Seni en çok mutlu edecek şeyi al demediniz mi?”
“Tabii öyle dedik, tatlım!”
“Ben de aynen öyle yaptım baba. Şu anda ne kadar mutlu olduğumu biliyor musun?”

Resimli Söz


22 Ağustos 2015 Cumartesi

Hikaye Zamanı

Yüzme Bilmeyen Kibirli Alimin Sonu
Geçmiş vakitlerin birinde alimin biri, boğazın öbür yakasına geçmek için bir sandalcının yanına gelerek ona sorar:
– Karşıya geçirmek için ne kadar para alıyorsun?
– Garşuya bir liraya geçürüm efendü.
Alim, sandalcının bu bozuk Türkçe ile verdiği cevabı beğenmez.
– Bu ne biçim konuşma böyle? Yoksa sen dilbilgisi bilmiyor musun?
– Yok ağam, güççükken haytalık ettük, okuyamaduk!
– Tüh, yazık sana! Desene gitti hayatın dörtte biri!
Bir müddet gittikten sonra dil alimi tekrar sorar:
– Allah bilir şimdi sen, matematik de bilmezsin!
– Yok beğüm! Onu da bilmem! Dedik ya, güççükken haylazluktan okula gidemedük!
– Tüh yazık, yazık! Hayatının dörtte biri daha boşa gitti!
Bir müddet daha yol aldıktan sonra alim, tekrar sorar:
– Sakın fizik ve kimya okumadum deme!
– Belki hayatımın dörtte birü daha boşa getti; ama o dediklerini de bilmem efendü, vaktinde öğrenemedük işte!
– İyi de sandalcı! Dilbilgisi bilmezsin; matematik, fizik ve kimya da bilmezsin; sen ne diye yaşarsın?
Bu arada hava bozulmaktadır. Sandalcı büyük bir fırtınanın geleceğini anlar. Alime sorar:
– Efendü, yüzme bilüsünüz deel mi?
Dil alimi, sandalcının bu sorusundan endişeye düşer, bir korkudur başlar. Sandalcıya yalvaran gözlerle cevap verir:
– Sandalcı ağa! Ben yüzme bilmiyorum! Çocukluktan beri o ilmi öğren, bu ilmi öğren derken yüzme öğrenmeye fırsat bulamadım.
– Aha! N’apcan şimdi! Şimdiden başla dua etmeye! Çünkü gittü hayatunun dörtte dördü!
Bildikleriyle övünen insan, bilmediklerinden dolayı dövünmeyi de hak eder.

Resimli Söz


21 Ağustos 2015 Cuma

Hikaye Zamani

Dolmuş
Bir acelesi olduğunu, onu görür görmez anlamıştım. Sağanak halinde yağan yağmura aldırış bile etmiyor ve bükülmüş haline rağmen sağa sola koşuyordu. Yanına sokularak:
– Hayrola teyzeciğim, dedim. Bir derdiniz mi var?
Sıcak bir tebessümle:
– Buraların yabancısıyım evladım, dedi. Hastane tarafına gidecek bir araba arıyorum.
– Biraz beklerseniz aynı dolmuşa binebiliriz, dedim. Oraya geldiğimizde size haber veririm.
Teşekkür ederek yanıma yaklaştı ve küçük bir çocuk gibi şemsiyenin altına girdi. Nurlu yüzü yağmur damlacıklarıyla ıslanmış ve yanakları pembe pembe olmuştu.
   – Torunlarımdan biri menenjit geçirdi, diye devam etti. Ziyaret saati bitmeden dolaşmak istemiştim.”
– 20 dakikanız var, dedim. Hastanede yakın ama, bu havada pek araba bulunmuyor.
Durağa herkesten önce geldiğimiz için, dolmuşa da rahatça bineceğimizi zannediyordum. Ancak araba yanaştığında, arkamızda duran 4-5 kişinin bir anda hücum ettiğini gördüm. İçeriye doluşan ve arkadaş olduğu anlaşılan adamlara:
– İlk önce biz gelmiştik, dedim. Sırayı bozmaya hakkınız var mı?
Ön koltukta oturanı:
– Hak istiyorsan Hakkari’ye gideceksin arkadaşım, dedi. Hem oradaki haklardan KDV’de alınmıyormuş.
Bu laf üzerine attıkları kahkahalarla bindikleri araba sarsılmış ve sinirlerim allak bullak olmuştu. Sakinleşmeye çalışarak:
– Ben biraz daha bekleyebilirim, dedim. Ama şu ihtiyar teyzenin hastaneye yetişmesi gerekiyor.
Bu defa şoför lafa karışıp:
– Teyzenin arabaya falan ihtiyacı yok be kardeşim, dedi. Okuyup üfledi mi, hastaneye uçuverir.
Tekrar kopan kahkahalarla birlikte araba uzaklaşıp gitti. Yaşlı kadına baktım, tevekkülle susuyordu.
5-10 dakika sonra gelen bir başka dolmuşa onunla beraber bindim ve şoföre “teyzeyi hastanede indirmesini” söyledim. Yaşlı kadın, yapacağı ziyaretten ümitsiz görünmesine rağmen şikayet etmiyordu. Üstelik trafik de, yarı yolda tıkanıp kalmıştı. Şoför:
– Yolun bu durumu, hayra alamet değil, dedi. Sebebini anlasam iyi olacak.
Arabayı çalışır vaziyette bırakıp ileri doğru yürüdü ve biraz sonra döndüğünde:
– Kısmete bak yahu, dedi. Bizden önce kalkan dolmuşa kamyon çarpmış. Heyecanla:
– Bir şey olmuş mu? diye atıldım. Yani yaralı falan var mı?
– Herhalde, diye cevap verdi. Dolmuşta bulunanları, teyzenin gideceği hastaneye kaldırmışlar.
Göz ucuyla yaşlı kadına baktım. Solgun dudaklarıyla bir şeyler mırıldanıyor ve sanki onlar için dua ediyordu. Şoför, koltuğuna yavaşça otururken:
– Kısmet işte, diye tekrarlayıp, duruyordu.Sen kalk koca bir kamyonla çarpış, hem de Türkiye’nin öbür ucundan gelen Hakkari plakalı bir kamyonla…

20 Ağustos 2015 Perşembe

Günün Sözü

“Eğer yürüdüğümüz yolda hiçbir engel yoksa o yol sizi hiçbir yere götürmez.”

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Günün Sözü

"Önüne çıkana engel dersen, takılıp düşersin; basamak dersen, bir basamak yükselirsin"


17 Ağustos 2015 Pazartesi

16 Ağustos 2015 Pazar

Dilenci

Sen, hergün köşe başlarında,
Yırtık urbanla, kirli ellerinle,
Avuç açan sefil insan...
İnan yok farkımız birbirimizden.
Sen belki tüm yaşamınca dilenecek;
Beklediğin beş kuruşu biri vermezse,
Ötekinden isteyeceksin.

Ama ben tüm yaşamım boyunca,
Tek bir kez dilendim;
Bir açımasız kalbin sevdası ile alevlendim.
Öylesine boş ve açık kaldı ki elim,
Yemin ettim bir daha dilenmeyeceğim..!
              
                     Victor Hugo

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Fıkra Zamını

Şoför çarptığı yayayı teselli eder:
- Şansınız varmış, size çarptığım yer tam sağlık ocağının karşısı.
Yerdeki inleyerek cevaplar:
- Ama oranın doktoru benim. :))


13 Ağustos 2015 Perşembe

Günün Sözü

İnsanların hayallerini kıranlar biraz katildir aslında.
Çünkü kırılan her hayalde, birinin kalbi ölür...

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Tohum Misali Dünya İnsanı


Dünya, bir arazi gibidir.
Toprağa tohum atarsın, o tohum filizlenir, bitkiye dönüşür, dönüşen bitkiler bazen kurur, bazen çürür, bazen hastalanır, bazen toprak sahibine yaşam kaynağı olur.
Ama hiç bir zaman PES ETMEZ ne toprak, ne bitki, nede toprak sahibi...

9 Ağustos 2015 Pazar

Günün Sözü

Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz...
Biz ise.
Ortadan kaldırılmış yoksulluk..

O YÜZDEN 

ANLAŞAMIYORUZ...



7 Ağustos 2015 Cuma

Fıkra Zamanı

"Doktor Bey" der yaşlı kadın "gaz sorunum var
ancak çok şikayetçi de sayılmam.
Gaz çıkardığım zaman ne ses çıkıyor, nede kötü kokuyor.
Mesela geldiğimden beri en yirmi kez gaz çıkardım,
ama siz farkına bile varmadınız."
Doktor, "Bu hapları alın, bir hafta sonra sizi tekrar göreyim" der.
Bir hafta sonra yaşlı kadın kontrole gelir.
"Doktor bey bana ne halt verdiniz  bilmiyorum" der,
"Gaz çıkardığım zaman hala ses çıkmıyor, ama müthiş kötü kokmaya başladı!"
"Çok iyi!" der doktor... "Burnunuz düzelmiş, şimdi sıra kulaklara geldi!!"

6 Ağustos 2015 Perşembe

Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi!

Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanı?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi! 


5 Ağustos 2015 Çarşamba

Günün Sözü

Mutluyken söz vermeyin,
Sinirliyken karşılık vermeyin,
Ve üzgünken karar vermeyin. 

4 Ağustos 2015 Salı

Hayat dedikleri şey ne tuhaf.
İnsanlara karşı çok acımasız, gaddar. Bi hastalığa yakalanıyorsun.
Önceleri neden ben diyorsun, iki, üç yıl içinde bu duruma alışıyorsun.
Hastayken de hayat o kadarda kötü değilmiş diyorsun.
Tam hastalığına alışmışken ortalık alt üst oluyor.
Olan bitene karşı koyamıyorsun.
Üzülüyor, sıkılıyorsunuz.
İşte o zaman hayat dedikleri o acımasız şeyden nefret ediyorsunuz.
Olanlarla alakanız olmamasına rağmen kendinizi sorumlusu tutup kendinize öfkeleniyorsunuz.
Ve olanların siz bu durumda olduğunuz için gerçekleştiğini düşünüyorsunuz.
Keşke keşke hiç bu gaddar hayatın bir parçası olmasaydım diyorsunuz.
Olanlardan dolayı sinirleniyor, öfkeleniyorsunuz.
Bu olanlardan sorumlu olan kişiye, kişilere bağırıp çağırmak istiyorsunuz.
Eğer böyle bir şey yapacak olursanız bu olanları yaratan kişilerin yaptıkları şey unutulup, bütün olanların sorumlu sizmişsiniz gibi konuşmalara karşı maruz kalıyorsunuz.
Olanları yaratanlarla tavırlı olamazsınız küsemezsiniz suratınızı asamazsınız onlara karşı hep gülmelisiniz, eğer gülmeyip küserseniz suratınızı asarsanız suçlu kişi siz olursunuz.
Ve her şeye rağmen ben bu hayatta kalacağım.
Kalıp bu acımasız hayatla savaşacağım.
İnadına mutlu olacağım...

Gaddar hayat. Acımasız hayat düş yakalarımızdan…